Artık
sabah oluyordu. Biz takımı bırakmak zorunda kaldık. Dönmeden önce biraz
arayalım onları öyle döneriz dedim. Personelden; “Buradan kurtulalım
olmazsa, Rusya’ya ineriz“ diyenler vardı. Fakat bu kadar balık ve
ağlarla orası bize büyük sıkıntı verirdi. Son çare olarak Rusya’ya
sığınmak zorunda kalabilirdik.
Rotamızı
180 derece yapıp yola koyulduk. Herkes uykusuz ve yorgundu. Teknenin
burnunu Türkiye’ye çevirmek umut vermişti bize. Fakat içimde Ayandonun
bitip bitmediğine dair bir endişe vardı. Sabah saat sekiz gibi Erol
yanıma geldi. Balıkları buzladıklarını, aşağıda ufak tefek işlerin
kaldığını söyledi. Bu arada ağların durumunu konuştuktan sonra dümeni
ona bıraktım.
Hava
da iyiden iyiye değişyordu. İnsanın denizin ortasında yapayalnız
kalması umutsuzluğumuzu arttırıyordu. Avni Reis teknesini tekrar
kaybetmemiz moralimizi bozuyordu. Aklımdan bir sürü senaryo geçiyordu.
Ne yapmalıydım?
Erol’a
dümeni bıraktıktan sonra biraz dinlenmek istedim. Biraz sonra teknenin
dalgalara sert vurmasıyla tekrar ayağa kalktım, uyuyamadım. Hemen
Erol’un yanına gidip dümeni tekrar aldım. Uykusuzluk ve yorgunluk iyice
bastırmıştı. Nasıl seyir yapacağımı bilemiyordum.
6.
gün olmuştu, personel de yorgun ve moralsizdi. Fırtına gündoğusundan
esmeye başladı. Kar teknenin borasına giriyor, önümüzü göremiyorduk. Bu
sert rüzgar ve kar beni iyice ayıltmıştı. Üst üstte gelen dalgalar
teknenin rotadan çıkmasına neden oluyordu. Bir yandan koordinatlara
bakıp ne kadar yolumuz var ona bakıyordum. Hızımız iki mile kadar
çıkmıştı ve rotadan 15 derece sapmıştık. Tekrar düzeltmeye çalıştım.
Seyir düzelmeye başlamıştı derken hızımız düşmeye başladı. Bu seyirle
Ayancık limanına gidebilirdik.
Arkadaşlardan
durum raporu aldım. Mazot normal, suyumuz az, ekmek hiç kalmamıştı. İki
gün daha direnebilir miydik? Tayfadan hasta olanların vardiyaya
çıkmaması çalışanların daha fazla yorulmalarına neden oluyordu. Makine
dairesinde çalışanlar artık hallerinden şikayet ediyordu.
Rüzgarın
sertleşmesiyle, güverteyi döven dalgalar seyri zorlaştırıyordu. Bunun
üzerine rotayı 220 dereceye aldım. Çünkü bizim için önemli olan kıyıya
ulaşmaktı. Yeni rotayla Karadeniz Ereğlisi ya da İstanbul Boğazı’nı
yakalabilirdik. Rüzgarın etkisiyle uykusu olanlarda korkudan
uyuyamıyorlardı.
Makine
dairesinden tekrar rapor istedim. Okan geldi; “Bu deniz eğer gece de
olursa ne yaparız” dedi. Başımı batıya çevirdim, kararmıştı. Şimdi hava
kuzeyli bir fırtınaya döner diye düşünürken tekne bir anda savruldu.
Hareret saati yükseldi, makineyi ağırladım. Herkesin yüreği ağzına
geldi. Makine arızası olabilir diye düşündüm, sakin olmaya çalıştım.
Makineyi yol veremiyorduk, her yatış kalkışta tulumba hava yapıyor,
Makine soğumuyordu. Sürekli gaz kesip baş yapıyordum.
Zaman
artık aklımızdan çıkmıştı canımızı nasıl kurtarabilirdik derdimiz
buydu. Kırım’a yönelirsek kurtarabilir miydik? Bunu düşünmeye başladım.
Oranın bize uzaklığı 70 deniz miliydi, uzaklığını cihazdan
hesaplayabiliyordum. Gece olmadan limana girmeliydik.
Deniz
bir anda normale döndü. Kırım’a doğru yol almaya başlamıştık yani
geriye dönmüştük. Akşam saatlerine doğru çıkan borayla havanın batı
olduğunu gördük. Artık Kırım’a gitmekte zordu. Yeniden rüzgarı bordaya
alıp rotayı Sinop yaptım. Hava kararmış, yolumuzu göremez olmuştuk.
Herkes korku ve endişeyle yanımda toplanmıştı. Bu son gecemiz der gibi
bana bakıyorlardı.
Seyrimiz
6-7 mil olmuştu, rüzgarın sertliği içimizi yakıyordu. Güvertede herşey
normale dönmüştü. En dinlenik olanımızı, Yaşar’ı yanıma çağırdım,
dümeni ona bıraktım. Biraz uzandım. Teknenin iyice yattığını hissedince
yerimden fırladım. Sonumuz geldi mi? diye düşünürken, dümeni topladım.
Yaşar’a ne zamandır uyuduğumu sordum. 20 dakika dedi. Öyle uyumuşum ki
20 saat uyumuş gibiydim.
Gece
yarısı olmak üzereydi. Sinop’a 105 mil kala hava lodostan 90 kilometre
hızla esmeye başladı. Sinop da hayal olmaya başladı. Makine
dairesinden yine rapor istedim. Eğer böyle zik zak yaparak yol alırsak
yakıtımız yetmeyeceğini söylediler. Bu arada telsizden bir ses geldi.
Hemen irtibat kurmak için davrandım. Gemi kaptanı cevap verdi, kendimi
tanıttım. Yedi gündür denizde olduğumuzu söyledim. O da bize; “Nasıl
olur? Dört gündür rüzgar yüzünden Samsun limanından ayrılamadık. Bugün
dört römorkör yardımıyla iskeleden ayrılabildik. Yolumuz Rusya’nın
Navoroski limanı...” dedi.
Rotamızı
sordu. Ben de; “Şu anda lodostan rotamız Samsun üzerinden Terme
olabilir” dedim. “Sizin için ne yapabilirim? Eğer isterseniz Türkiye’yi
arayabilirim.” dedi. “Aramanıza gerek yok, yalnız bizim için hava
raporu alabilir misiniz” dedim. Balıkçı ve gemiciler için 24 saatlik
hava raporunu geçti. Havanın, saatte 100 kilometre kuvvetinde lodos,
ikazlı fırtına olduğunu belirtip bana şans diledi... Ben de sanki can
değil de onur mücadelesinin içinde personel adına teşekkür ettim.
Arkadaşların
hepsinde yeniden bir umut doğdu ama meraklı gözle bana bakıyorlardı.
“Bu tekne Türkiye’ye inecek”dedim. Tüm endişeleri güvene dönüşmüş
gibiydi. İçimden Allah’a yalvarıyordum, bize yardımcı olsun diye...
Sabah
gün ışırken fırtınanın sertliği aynıydı. Lodos geceleri sert gündüzleri
yumuşardı. 6-7 gibi cihaza baktığımda rotamızın Samsun Terme’yi
aştığını farkettim. Ümitsizce rotayı Trabzon tarafına verdim. Artık bu
son şansımızdı. 48 saattir Türkiye kıyılarına yaklaşamıyorduk. 15
saatte kıyıya sadece 20 mil yaklaşabilmiştik.
Kendimi
toparlamaya başladım ve karar verdim. Denize kafa tutmanın zamanı
gelmişti. Herkesi yanıma çağırdım; “Denize vura vura gideceğiz, başka
çaremiz yok. Son şansımız gece olmadan bir limana gireceğiz” dedim. Tam
yol sahil rotası verdim. Tekne yer yer ağırlıyor, yer yer denize
yatıyordu. Saat 12’ye doğru sert bir ‘deniz yedik’. Aşağıdan acı bir
ses geldi; “batıyoruz”. Heyecanlandım, kontrol etmek istiyordum ama
dümeni bırakamıyordum. Telsizden Türk radyosunu aradım, aramızda şu
konuşma geçti;
- Türk radyosu Türk radyosu, Pala Yusuf
- Pala Yusuf, Türk radyosu
- Türk radyosu sesimi duyuyor musunuz?
- Evet Pala Yusuf konumunu ve çağrı numaranı bildir!
- Çağrım şu, konumum şu. Hava raporunu verebilir misiniz?
- Fırtına günbatısı lodostan 45-48 deniz mili hızında.
- Havanın yumuşama ihtimali var mı?
- Hayır yok. Hava günlerdir sert, neden denize açıldınız?
Tabi
onların bizim durumumuzdan haberleri yoktu, anlatmakta zor olacaktı.
Bir telefon bağlantısı istediğimi söyledim ve numarayı verdim. Onlara
herhangi olumsuz bir durumda bize ne gibi yardımları olabileceğini
sordum. Bu arada personel yanıma gelmişti. Durumun kötü olduğunu
söylediler; yalnız suyun geldiği yeri bulmuşlardı. Buna çok sevindim ve
makineyi baş yaptım. Türk radyosuna tekrar “Bize yardım edebilir
misiniz?” diye sordum. Aldığım yanıt bizi iyice yıktı; “Allah
yardımcınız olsun, bol şanslar” Bir anda herkes dona kaldı. Moralimiz
iyice bozulmuştu. Hayatımı kısacık anda gözlerimin önünde görünce
“Artık gitme vakti geldi” dedim kendime... Hemen kendimi toplayıp
personele cesaretli olmamız gerektiğini, bu teknenin kıyıya gideceğini
(söylediğimi) daha sert söyledim...
Dalgalar
sertleştikçe makinayı ağırlıyor, yol veriyor ve viyalayıp
kurtarıyorduk. Öğle saatlerine doğru bir anda denizin şekli değişti.
Sanki rüya gibiydi. Hava karayel dönmüştü. Daha iyi seyir yapıyorduk,
önümüzde kalan yol Fatsa sahillerine 20 mildi. 15 mil açıktan seyir
yaparak Terme limanına girdik ve o an herkesin doğum günüydü. Tüm
Yakakent bizi bekliyordu. Ağlayanlar, gülenler sevinçten ne yapacağını
bilemeyenler...
‘Ayandon’la nasıl savaşılır bunu biz biliyorduk artık...