Flash
 
03 Subat 2012, Salı
Seri İlan
Kategori: Cenaze İlanları
Program Arşivi

Gösterim: 532

Gösterim: 534
Terme Hava Durumu

SAMSUN

Şans Oyunları

 

Döviz Kurları
Altın Fiyatları

 




 
 
  Ana Sayfa        Yaşam
Mucize doğum
Hz. Muhammed'in annesi: Onu doğurduğum zaman ellerini yere koymuş, başını göğe dikmişti
14 Agustos 2010, Cumartesi  00:35 Karakter Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hz. Muhammed’in annesi, oğlunun süt annesine “Sen şeytanın ona bir zarar vereceğinden mi korkuyorsun? Hayır, vallahi şeytan ona zarar veremez. Benim oğlum büyük bir adam olacak. Ona hamile kaldığım zaman gördüm ki, benden bir ışık çıktı” dedi.

Amine çocuğu doğurunca dedesi Abdul-Muttalib’e haber salıp “Senin bir oğlun oldu, gel de bak” demiş. Dede gelip bakmış. Onu alıp Kabe’ye götürmüş. Allah’a şükür ve dua etmiş. Sonra annesine getirmiş ve çocuğa “Muhammed” adını vermişler. Dede Abdul-Muttalib, torunu Hz. Muhammed için süt annesi aramaya başladı. Sad ibn Bekroğulları’dan Halime’yi Muhammed’e süt annesi tuttu.

Süt anneye vermek âdetti

Hz. Muhammed’in süt babası, Haris ibn Abdul-Uzza, süt kardeşleri de Abdullah, Üneys, asıl adı Huzafe olup Şeyma ismiyle ünlenen kız kardeştir.

Şeyma’nın da annesiyle birlikte Muhammed’e baktığı söylenir. Muhammed’i, Halime’den önce birkaç gün için Hz. Muhammed’in amcası Ebuleheb’in azatlı cariyesi olan Süveybe de emzirmiştir. Süveybe, Peygamber’in amcası Hamza’yı ve Abdullah ibn Cahş’ı da emzirmişti. Bu bakımdan Hamza ve Abdullah ibn Cahş, Hz. Muhammed’in süt kardeşidir. Kentli Araplarda çocukları çölde yaşayan süt annelere vermek âdetti. Bunun birkaç nedeni olabilir:

* Kadın çocukla meşgul olup kocasını ihmal etmesin,
* Çocuk temiz havada yetişsin,
* Çölde fasih konuşan insanların
yanında Fusha Arapça ile konuşsun.

Sad ibn Bekroğulları’ndan Halime de diğer göçebe kadınlar gibi emzirecek çocuk bulabilmek için Mekke’ye geldi. Yolda bindiği merkep gıdasızlıktan zor yürüyordu. Beraberlerinde bulunan dişi deve de ancak damla damla süt veriyordu. Mekke’de çocuk arayan kadınların hiçbiri bahşişi olmaz diye yetim çocuk almak istemiyordu. Herkes bir çocuk buldu ama Halime, yetim Muhammed’den başka çocuk bulamadı.

Önce onu kabul etmeyen Halime, başka çocuk bulamayınca eli boş dönmemek için Muhammed’i aldı. Çocuğu kucağına alır almaz memeleri süt doldu. Çocuk bir memeyi içti, doydu. Ötekini süt kardeşine bıraktı. Sütsüz deve sütlendi, bol süt vermeye başladı. Yürüyemeyen merkebe, öteki merkepler yetişemez oldu. Çocuk geleliden beri Halime’nin evine bereket doldu.

Amine’yi ikna etmeyi bildi

Halime, 2 yaşını dolduran Muhammed’i, istemeye istemeye annesine götürdü. “Bu yavru benim yanımda kalsın, biraz büyüsün, güçlensin. Çocuğun, Mekke’nin vebasına yakalanmasından korkuyorum” dedi. Yalvara yalvara Amine’yi razı edip çocuğu yeniden Sad ibn Bekroğulları yurduna getirdi. Halime çocuğu getirdikten birkaç ay sonra öz oğlu, evlerinin arka tarafında koyunları otlatırken süt kardeşi Muhammed de yanındaydı. Bu sırada iki kişinin gelip Muhammed’in karnını yardıklarını, içine bir şey doldurduklarını gördü. Tabii bu, fiziki değil manevi bir operasyondu. Ama Halime’nin oğlu bunu fiziksel bir operasyon sanmıştı. Korkuya kapıldı, koşup durumu annesine bildirdi. Geldiler, çocuğun rengini değişmiş buldular. Çocuk, “Beyaz giysili iki kişi gelip beni sırt üstü yatırdı. Karnımı yardılar, bir şey aradılar ama bulamadılar. Ne aradıklarını bilmiyorum” dedi.

Oğlum büyük adam olacak

Çocuğun başına bir şey gelmesinden korkan Halime, onu götürüp annesine teslim etti. Amine, Halime’ye çocuğu geri getirişinin sebebini sordu. Halime endişesini söyleyince Amine dedi ki: “Sen şeytanın ona bir zarar vereceğinden mi korkuyorsun? Hayır, vallahi şeytan ona zarar veremez. Benim
oğlum büyük bir adam olacak. Ona hamile kaldığım zaman gördüm ki, benden bir ışık çıktı, Şam toprağından Busra’nın sarayları bana göründü. Onu doğurduğum zaman ellerini yere koymuş, başını göğe dikmiş vaziyetteydi” (İbn Hişim, Siret: 1/162-165).

Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım

NAHL Suresi’nin 98’inci ayetinde şöyle buyurulur: “Kur’ân okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.’’ Avz kökünden gelen istiaze, bir kötülükten korunmak için bir şeye sığınmak demektir. Avze, meaz, meaze ve teavvuz hep aynı anlama gelir. Mealini kaydettiğimiz ayetin hükmüne göre Kur’ân okumaya başlarken “Eûzu billahi mineşşeyttanirracim: Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım’’ demek gerekir. Gerçi ayet bu sözü söylemeyi emrediyor ama çoğu bilginlerin kanısına göre bu emir gereklik değil, nedb ifade eder (böyle yapmanın iyi olduğunu belirtir).

İsiaze bir ayet değildir

Namaz dışındaki istiaze menduptur. Fakat bu emri gereklik sayıp her okumada istiazenin vacip olduğunu söyleyen ve namazın her rekâtında da istiaze yapmayı gerekli gören bilginler vardır. Ebu Hanife ve Şafii ise yalnız ilk rekâktta istiaze yapmayı gerekli görmüşler ve namazın her rekâtındaki okumayı, bir tek okumanın devamı saymışlardır. İmam Malik ise farz namazlarda değil, sadece teravihte istiazeyi gerekli görmüştür.

İstiaze, Kur’ân’dan bir ayet değildir. Hz. Peygamber’den gelen en kuvvetli rivayete göre istiaze sözü “Euzu billahi mineşeytanirracim”dir. Fakat Peygamberimizin “Eûzu billahissemiil-alimi mineşşeytanirracim min hemzihi ve nefsihi: Kovulmuş şeytanın hemzinden (dürtmesinden, iğvasından) ve nefsinden (üflemesinden) işiten, bilen Allah’a sığınırım” şeklinde de istiaze ettiği rivayet edilmiştir. Şeytan, şatn kökünden gelir. Hayırdan uzak olan demektir. İki ucu birbirinden uzak olduğu için ipe de şeytan denir. Hakk’a baş kaldırıp o dergahtan kovulduğu için İblise şeytan denmiştir. Bir başka kavle göre bu ad, helak olmak anlamındaki şyt kökünden gelir. Fakat birinci izah daha uygundur. Er-Racim ise taşlamak anlamındaki rcm kökünden sıfattır. Taşlanmış kovulmuş anlamındaki recim, Allah’ın huzurundan kovulan şeytanın sıfatı olmuştur.

Rahmandır, Rahim’dir

Allah, yüce Rabbin en büyük adıdır. Allah’ın 99 adı vardır. Fakat onların hepsi bu adın sıfatıdır. Onlar sıfat bildirir. Bu ise Cenab-ı Hakk’ın bütün sıfatlarını kendinde taşır. Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdu lillahi rabbilâlemin. Errahmanirrahim. Maliki yevmiddin, iyyake nabudu ve iyyake nestain. İhdinassıratal mustakim siratallezine enamte aleyhim ğayril-mağdubi aleyhim veled-dallin (amin). Manası: Âlemlerin Rabbi (sahibi, terbiye edip yetiştiricisi) Allah’a hamdolsun. (O), Rahman’dır, Rahimdir (çok merhametlidir, yaratıklarını esirger, bağışlar). Din gününün (mükâfat ve ceza gününün) sahibidir. (Ya Rabbi) ancak sana kulluk eder ancak senden yardım isteriz. Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna. Üzerlerine gazap edilmiş olanların ve sapmışların yoluna değil (ya Rabbi) (amin).

PEYGAMBER, MEKKE’NİN FETHİ SEFERİNDE ŞÖYLE DER:

‘Seferde oruç tutmak iyilik değildir’

BUHARİ’NİN rivayetine göre Peygamber, Mekke’nin fethi seferinde bir adamın üzerine gölge yapıldığını görünce onun nesi olduğunu sormuş. “Oruçlu” olduğunu söylemişler. “Seferde oruç tutmak iyilik değildir” demiştir (Müslim, Salatul-müsafirin: 12; Ebu Davud, Seter: 2). Seferde oruç tutmanın, farz oruç yerine geçmeyeceğini söyleyenler bulunmakla beraber Malik, Şafii ve Ebu Hanife’nin de dahil olduğu bir grup bilgine göre de gücü yetenin, seferde oruç tutması daha efdaldir.
Bir kısım bilginler de hangisi kolay ise onun yapılmasının efdal olduğunu söylemişlerdir. Askalani, “Çoğunluğun görüşü tercih edilir ama oruç kendisine güç gelenin yemesi efdaldir” diyor. Sonra Mücahid’in şu sözünü aktarıyor: “Yolculukta oruç tutma çünkü oruç tutarsan arkadaşların, ‘Oruçluya yardım edin, oruçlunun işini görün’ derler. Böyle diye diye senin sevabın gider.” Enes ibn Mâlik, “Köleme oruç tutmasını emrettim” demiş. “Peki ama ya ‘O günlerin yerine başka günlerde oruç tutsun’ ayeti nerede kaldı” diyene, “O ayet indiği zaman biz aç yolculuk eder, konduğumuz yerde karnımızı doyuramazdık. Fakat bugün artık karnımız tok yola çıkıyoruz, konduğumuz yerde de karnımızı doyurabiliyoruz” diye cevap vermiştir. Enes bu sözüyle seferde oruç tutmanın daha iyi olduğunu anlatmıştır (Fethul-Bari: 4/183-184).

Ebu Said el-Hudri şöyle demiştir: “Biz Allah’ın Elçisi ile Mekke’ye gittik, oruçluyduk. Bir yere konduk. Allah’ın Elçisi buyurdu ki: ‘Siz düşmanınıza yaklaştınız, orucunuzu yemek size kuvvet verir.’ Bu sözü bize ruhsattı. Kimimiz orucuna devam etti, kimimiz yedi. Sonra başka bir yere konduk. Şöyle buyurdu: ‘Sabahleyin düşmanınızla karşılaşacaksınız. Orucunuzu yemek size daha çok güç verir, yiyiniz.’ Bu emir, azimet oldu, yedik.”

HADİSLER

* Allahım, ümmetimin erken kalkanına bereketler ver” diye dua eden Peygamber, savaş birliğini günün başında (erkenden) gönderirdi. Bu sözü aktaran sahabi Sahr, tüccardı. Ticaret kervanını günün erken saatlerinde gönderirdi. Bu yüzden servet sahibi olmuştu. (Ebu Davud)

* Güler yüz, iyi huy, teenni (yavaş, tedbirli hareket), tutumluluk peygamberliğin 24 parçasından bir parçadır. (Tirmizi)

* Ey insanlar, Allah’tan korkun, rızkınızı güzel arayın. Çünkü hiçbir can kendisine ayrılan rızkı tüketmedikçe ölmez. Rızkı gecikse de yine sonunda onu bulur. O halde Allah’tan korkun, rızkınızı güzel arayın. Helali alın, haramı bırakın. (İbn Mace, Hakim)

TASAVVUF FELSEFESİ

Şükür, iyilik edenin iyiliğini anarak onu övmektir, minneti görüp hürmeti korumaktır.

DİNİ BİLGİLER

DİNLER doğdukları kaynaklara göre iki grupta toplanır. Bir kısmı, Allah tarafından gönderilmiştir, vahye dayanır, ilahidir. Bir kısmı ise insan aklının ürünüdür. Birincisine hak, ikincisine batıl din dendiği gibi birincisine ilahi, ikincisine gayriilahi din de denir. Gerçek din ancak Allah’ın gönderdiği dindir. Hz. Adem’den itibaren bütün peygamberlerin getirdikleri dinlerin esası, tek Allah’ı tanıma ve O’na kulluk etmedir. Bütün peygamberler, insanları Allah’a kulluğa davet etmişlerdir. Onların getirdiği dinlerin hepsi haktır. Fakat insanlar, zaman zaman peygamberlerinin yolundan sapmış, bazen de onların sözünü dinlememişler, onların getirdikleri tevhit dinini bırakıp yanlış inançlara saplanmışlardır.


Kaynak : http://haber.gazetevatan.com/mucize-dogum/323015/75/Haber
Bu haber 1541 kez okunmuştur.
27 Ocak 1924'te Güney Kıbrıs'taki Baf'ta dünyaya gelen KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yine bir Ocak günü aramızdan ayrıldı...
Kurban bayramında kesilen kurbanların sağlıklı olması, kurbanlık hayvanların işinin ehli kişilerce kesilmesi, etlerin uygun koşullarda saklanması sadece kurban bayramını rahat geçirmeniz için değil; sağlığınızı tehlikeye atmamanız için de çok önemli… Hisar Intercontinental Hospital Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Ramazan Gözüküçük'le Kurban Bayramı'nda sağlıklı et tüketiminin önemini konuştuk. Kurban olarak kesilen hayvanların sağlıklı olmasının tek başına yeterli olmadığı ve et ürünlerinin bakterilerin çoğalmaları için son derece uygun bir ortam olma özelliği taşıdığının altını çizen Gözüküçük, ‘Bir bakteriden uygun koşullarda 12 saatte 16 milyar bakteri ürer. Bu durum hafif bir bakteri yüküne sahip bir etin iyi muhafaza edilmediği takdirde bir gece sonra insan sağlığı açısından ne derece büyük bir tehlikeye dönüşebileceği konusunda fikir verebilir. Bu nedenle, hastalık yapan ve bozulmaya neden olan mikroorganizmaların ete bulaşmasının önlenmesi, ette mevcut mikroorganizma sayısını azaltmak veya kabul edilebilir bir seviyeye indirmek ve mikroorganizmaların üreyerek toksin salgılamalarını engellemek için kesim, yüzüm ve eti parçalama işlemlerinin serin yerlerde yapılması son derece önemlidir.' açıklamasında bulundu. Etin kesildikten sonra uygun koşullarda saklanmaması durumunda gıda zehirlenmelerine davetiye çıkardığını belirten Gözüküçük; ‘Gıda zehirlenmesi genellikle hafif geçirilmekle birlikte bazen ölümcül de olabilen yaygın bir hastalıktır. Kişi bakteriler veya toksinlerle kontamine olmuş yiyecek veya içecekleri tükettiğinde meydana gelir. Bazı bakteriler gerekli nem, beslenme, sıcaklık ve zaman koşulları oluştuğunda milyonlarca üreyebilirler. Enfeksiyona yol açan en yaygın bakteri türleri Kampilobakter, E. Koli ve salmonelladır. En yaygın görülen belirtiler ise sindirim yolunun (mide ve bağırsak) enflamasyonundan kaynaklanan kusma, karın ağrısı ve ishaldir. Sebebe bağlı olarak, belirtiler dâhilinde ateş ve üşüme, kanlı dışkılama, dehidrasyon (bedenin çok fazla sıvı kaybetmesi) kas ağrıları, halsizlik ve bitkinlik de sayılabilir.' diye konuştu. Sakatatlar Gelişigüzel Ortalığa Bırakılmamalıdır! Mehmet Kemalettin SEVİNDİ Kurumsal İletişim Görevlisi Hisar Intercontinental Hospital T: 0216 524 13 00 (dahili 2166) E-Mail:mksevindi@hisarhospital.com Çevre sağlığı yönünden kesimi takiben ortaya çıkan kan, mide ve bağırsak içeriği önemlidir. Bunların gelişi güzel bir şekilde etrafa atılmaması, akarsulara dökülmemesi, hastalık taşıyan diğer iç organların (karaciğer ve akciğer gibi) köpek ve kedilere verilmemesi gerekir. Bütün bunlar usulüne uygun bir şekilde imha edilmeli veya derin çukurlara gömülmelidir.
 
Yeni Sayfa 1

 
         
 

 

 
         
     
         
     
         
 

 

 
 
 
Haber  Blog Video Foto İlanlar

Üye Girişi

Röportaj
M. Yusuf Kandehlevî, Hayâ-tüs-Sahâbe isimli eserinin 4. cildinde çok ilginç bir hâdiseden bahsediyor. Hz. Ebûbekir'in, hilâfet yıllarında Bizans İmparator'unu İslam'a davet etmek için gönderdiği iki elçi, Bizans Sarayı'nda gördükleri Peygamber resimlerini Medine'ye döndüklerinde bütün tafsilâtıyla Halîfe Ebûbekir'e anlatırlar. İşte bu hâdisenin teferruâtı:
Yazarlar
Video
Sisteme Kayıtlı Günün Ayeti Bulunmamaktadır.

Kaynak Yok
Yeni Sayfa 1

TermeHaber Sitesi

TermeHaber.Com Karikatür Servisi
Reklam   l  İletişim   l   Künye   l   Gizlilik İlkeleri  l   Günün Haberleri   l   NOSTALJİ   l   Forum   l   Başkana Mesaj  l   RSS