Ben daha çok küçükmüşüm onu tanıdığımda… Aslında onu görmeden bilmişim bu ömrü hayatta. O deli yüreğini korkusuzca sunarken er meydanında ben daha yedi yaşında bir çocukmuşum.
Onu ilk anlamaya başladığımda günlerde ben bu adamla yeni tanışmış olamam diyordum kendi kendime. Meğer yanılmıyormuşum, çocukluğumun hayal dünyasında zalimlerle çarpışan kahramanların karikatürüymüş kendisi.
Daha sonra onu daha da yakından tanımaya çalıştım. Ama onu anlamaya çalıştıkça kendimi uzay boşluğundaymış gibi hissediyordum. Bu fikir âlemindeki yolculuk git git bitmiyordu. Ancak kendi düşüncelerime yoldaş bulmak beni mutlu etmişti. Belki benim farkına vardıklarım onun paylaştıklarının yanında devede kulaktı fakat onun tevazuluğu ve insanları sahiplenmesi bizlere fakirliğimizi unutturuyordu. Ezilmeden öğreniyorduk öğrendiklerimizi.
Şu alemde fikir sancısı çektiğim yıllarda kendimi yalnız hissederken karşıma çıkmıştı Ömer Lütfi Mete. Onu her okuduğumda, onu her dinlediğimde heyecanlanıyor, “evet, işte bu” diyordum her seferimde kendi kendime… Bayatlamış fikirlerin ve fikir adamlarının ağızlarında salyalar akıtarak savundukları saçma sapan fikirleriyle muhatap olurken ve “demek ki ben düşünemiyormuşum” derken umut olmuştu bana bu engin şahsiyet. Milletliye, tarihiyle, diyanetiyle hesapsız, kitapsız barışık insanlar da varmış diyordum ve şükrediyordum.
Bugün bana sorsalar, “Nasıl bir Türkiye, nasıl bir Dünya istersin?” diye; Ömer Lütfi Mete’nin tasvir ettiği Türkiye’yi ve Dünya’yı isterim derim hiç düşünmeden. Her olaya yaklaşım tarzı ile bizi şaşırtan Ömer ağabeyimiz kendini insanlığa adamış bir yüce şahsiyetti. Doğruları bu ülkede kıvırmadan direk söyleyebilen de nadir insanlardandı. Kuldan korkmazdı; kim yanlış yaparsa yapsın çekinmeden itiraf ederdi. Onun söylemlerine ve fikirlerine benzer fikir taşıyan diğer düşünürlerden de farkı buydu aslında. Onlar hep asıl düşüncelerini gizleyerek konuşurken Ömer Lütfi Mete yanlışları bağıra bağıra söyleyebiliyordu. Türk-İslam sentezinin ve milliyetçiliğin doğru tanımını yapan nadir insanlardan biriydi. “Dinde ırkçılık yoktur” diyerek milli duyguları yalan yanlış yok saymaya çalışanlara da yine en doğru cevabı o vermişti.
Bugün onun ölüm yıl dönümü veya anılacak başka bir olaya vesile olan özel bir gün değil. Aslında Ömer Lütfi’yi anlayanlar her gün onla yaşıyorlar. Her yaşanan olayda günümüzü anlamaya çalışırken “Acaba Ömer ağabey ne derdi?” merakı içinde hayatımızı sürdürüyoruz. Ayrıca bu önemli şahsiyeti ve fikirlerini geleceğe taşımak adına da dernekleşmenin çok kısa zamanda hayata geçeceğine inanıyorum. Onu tanımayanların da bir an önce ona kavuşmasını canı gönülden dilerken kendisine bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz, nur içinde yatsın.
FATİH EREN