Flash
 
23 Mayıs 2012, Çarşamba
Seri İlan
Kategori: Cenaze İlanları
Program Arşivi

Gösterim: 843

Gösterim: 951
Terme Hava Durumu

SAMSUN

Şans Oyunları

 

Döviz Kurları
Altın Fiyatları

 




 
 
Mehmet Batuhan ÖRS
MAZİDEKİ TASAVVUR; TÜRKİYE
11 Temmuz 2011, Pazartesi  14:26 Karakter Boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafıyla, atinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. M.Kemal Atatürk

Radyo Kutlu Yol’da[1] yayınlanan ‘Kürşad ile Vey Esintisi’ adlı programa konuk olarak katıldım. Program süresince dinleyicilerden gelen soruları naçizane cevaplamaya ve hayata, gündeme dair dimağlarımızda var olan mülahazaları izaha gayret ettim.

Dinleyicilerimiz çok farklı hususlarla alakalı sorularını bizlere ileterek programımıza bizlerin de beklentisinin üzerinde bir teveccüh buyurdu. Dinleyicilerin şahsıma yönelttiği suallerden birisi de; “Nasıl Bir Türkiye Hayal Ediyorsunuz?” idi. Program süresince muhattap olduğum sualler arasında hududu ve şümulu en geniş olan da sanırım bu olmalıydı. Mahcur zaman dilimi içerisinde bu suale verilecek olan tüm cevapların muallel ve kifayetsiz kalacağını bilsek de; dinleyicimizin sorusunu cevapsız bırakmadık ve bu soruyu yazımızın da çıkış noktası yaptık.

Hülyası kalmayınca hayatın ne zevki var?

Bitsin, hayırlısıyla, bu beyhude sonbahar. [2]

Filhakika; yirmili yaşların başında bir Türk genci olarak nasıl bir Türkiye’nin hayalini kuruyordum? Ya da farklı bir ifade biçimiyle mevcut vaziyetten memnuniyet ya da hoşnutsuzluk derecem ne düzeyde idi? Tarihin seyrini etkileyen ve değiştiren bir ecdadın ahfadı olarak mazide yaşama isteği miydi yoksa hayal olarak nitelendirdiğim? Muasır medeniyetlerle devletimizi mukayese edip, bilinçaltımıza işleyen onlara özenme duygusu muydu ama batıya medeniyeti öğreten de kimdi ki? Belki de Türk’den ibaret tarihin o tozlu sayfalarından çıkamayıştı tüm bunlar.

Bu soruları bir hayli uzatmak mümkün ama asıl önem arz eden ve cevabını bekleyen dinleyicimizin bize yönelttiği olmalı. Öyle ya; Nasıl Bir Türkiye Hayal Ediyorduk ?


Hayalimizdeki Türkiye’yi anlatmaya ‘hayal’ mefhumunun tanımı ile başlamanın yazımızın devamı açısından da faydalı olacağı kanaatindeyim. Hayal; zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenilen şey manasına gelir. O halde; sorumuzu şu şekle dönüştürelim; Zihnimizde Nasıl Bir Türkiye tasarlıyorduk?


Kendisini Türk milliyetçisi olarak etiketleyen bu satırların yazarının bu suale maziden kopuk bir cevap vermesi ve yaşanılan dönemin bataklığında saplanıp kalması düşünülemez.  Zira, bir Türk milliyetçisi için düşü kurulan atiyi şekillendiren, mazinin dimağlarımızda bıraktığı iz, kalplerimizden eksik etmediği özlemdir. Buna istinaden; cevabı da mazide aramak zaruridir.

“Sizler farkında değilsiniz ama onlar şu gerçeğin farkındadırlar. Tarihten Türk çıkarılırsa tarih diye birşey kalmaz.”[3]

Batılı, objektif tarihçilerin dahi övgülerine mazhar olan, hep anlatılan ve sık telaffuz edilen ‘anlı-şanlı tarih’, çağ açan bir ecdad, aleme nizam getiren bir cihan devleti, feyzalınan bir askeri teşkilat yapısı, merhamet ve kahramanlık timsali bir ordu, Haçlı zihniyetine siper olan ve İslam’ın sancaktarlığını vazife edinen bir millet, müstesna ilim ve bilim adamlarının şahsiyet kazandığı ve müteaddit sayıda medeniyeti bağrına basan bir coğrafya ve daha fazlası…

Bilimden sanata, askeri yapıdan yönetim tarzına kadar muazzam Türk tarihi bu methiye dolu ifadeleri; yetersiz dahi olsa; bünyesinde barındırıyor ve fazlasıyla hak ediyor.  Tam da bu noktada bir parantez açmak istiyorum. Türk tarihini sadece askeri başarılardan ve cenk alanlarında elde edilen zaferlerden ibaret olduğu algısının batının toplumsal bilinçaltımıza empoze etmeye çalıştığı ve gerçeklerle örtüşmeyen, hastalıklı bir tarihsel telakki olduğunun altını çiziyorum.

Bu yazıda da ekseriyetle Türk tarihinin az bilinenlerine değinerek, mazi ve yaşadığımız an arasında mukayesede bulunacağız ve  nasıl bir ati tasavvuru içerisinde olduğumuzu izhar edeceğiz.

´Pazırık Halısı´

Mazi’deki turumuza Anayurt’tan başlayalım. Pazırık Kurganı ve içerisinden çıkarılan Pazırık Halısı ile. Orta Asya’da Altay Dağları eteklerinde, Pazırık’ta buzullar içerisindeki kurganda(mezar odası) bulunan ‘Pazırık Halısı’ dünyanın ve Türklerin bilinen en eski halısı olma özelliğini taşır.[4] Yalın bir ifade biçimiyle; Dünyanın en eski halısı Türklerindir. Gördes düğümü ( Türk düğümü) ile M.Ö 3.yüzyılda Hunlar devrinde dokunduğu kabul edilen bu halı Leningrad Ernitaj Müzesi’nde sergilenmektedir.

Altın Elbiseli Adam

Devam edelim. Kazakistan’ın Esik Kasabası’ndayız. Esik’te, 1969 yılında K.Agişev yönetiminde yapılan kazı çalışmalarında, üzerinde tamamen altın ile işlenmiş bir zırh bulunan Türk tiginine ait cesete ulaşılmıştır.[5] ‘Altın Elbiseli Adam’, atalarımızın altın madenini işlemede kaydettiği mesafenin de en önemli tezahür noktalarındandır. Altın madeni işlenmekle yetinilmeyerek elbise haline dönüştürülmüştür. Ayrıca aynı kurgandan küçük, gümüş bir de kap elde edilmiştir. Kap’ın ehemmiyeti dış yüzeyine işlenen yazılardan gelir. Bu kap; Saka kavimlerinin Türk dilini kullandığının ve 2500 yıl önce Türkçe konuşan kavimlerin alfabetik yazıya sahip olduklarının da ispatıdır.[6]

Pazırık Halısı ve Altın Elbiseli Adam’dan sonra biraz da tıbba yönelelim. Tıbbın derinliklerindeki seyrimiz sırasında Peygamber  Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v)’in övgüsüne mazhar olan Fatih Sultan Mehmet Han’ın hocası Akşemseddin’e rastlıyoruz. Tıp, astronomi, biyoloji, matematik alanları ile ilgili çalışmalar içerisinde bulunan Akşemseddin

 

, “Hastalıkların insanlarda teker teker peyda oldugunu sanmak hatadır. Hastalık, insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma ise gözle görülemeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur.” [7] sözleriyle mikropları ilk tanımlayandır. Bilim dünyası ise mikropların bulunuşunu Türk hekime değil, ondan yüzyıllar sonra yaşayan Fransız Pasteur’a mal edecektir.

Bilge Türk hekiminin önünde saygı ile eğiliyor ve kaldığımız yerden devam ediyoruz. Son günlerin moda bir türküsü; demokrasi; geliyor kulaklarımıza. Eş zamanlı olarak da dimağlarımızda bir sual beliriyor; Demokrasinin de menşei Türkler olabilir mi? Cevabı Araştırmacı Haluk Tarcan’dan alıyoruz; Ön-Türk’lerden oluşan toplum, yönetilme ihtiyacı hissetmiş ve otorite gereksinimi duymuştur. Bu nedenle, ileride kurultay adını alacak olan toplantılarda, kimin otoriteye sahip olacağını belirleyebilmek amacıyla tercihlerini ortaya koymuşlardır.[8] Kısacası, demokrasinin en önemli ögesi olan seçimi Ön-Türklerde görüyoruz. Antik Yunan’dan; demos ve kratostan; yıllar önce !

Ayrıca; Tarcan, yazıyı ilk olarak Türklerin kullandığını, ilk üniversiteleri, okulları Türklerin tesis ettiğini, sanatın ilk örneklerinin (tiyatro, resim, müzik…) Türk tarihinde husule geldiğini, ilk kentlerin Türkler tarafından inşa edildiğini de ekliyor. [9]

Prof. Mustafa Erdem de bayağı kesirin İslam’da miras hukukunun düzene sokulabilmesi gayesi ile yine Türkler tarafından bulunduğunu belirtiyor.

Ek olarak; ‘Temizlik imandan gelir.’ kelamını ruh potasında eriten Türkler tuvaleti de ilk kullananlar olarak tarih sayfalarında yer ediniyor.

Azametli Türk tarihindeki yolculuğumuzu yazımızı daha fazla uzatmamak adına noktalayalım. Zira, mazideki bu kısa gezinti bile başımızı döndürmeye yetecek düzeyde. Muhakkak Türk’ün tarihe izlerini sıralamaya rahatlıkla devam edilebilir. Ancak, bu kadarı bile Ne Mutlu Türküm Diyene! sözünün manasını açıklamaya yeterli. Atsız Hoca’nın öksüz Türklüğünü niçin bin cihana değişmediğinin cevabı.

Başa dönelim. Bizi mazideki bu serüvene çıkaran suale; Nasıl Bir Türkiye Hayal Ediyorduk?; ve cevaplarımızı yalın bir biçimde verelim.

Yeniden, bilime, teknolojiye,  öncülük eden bir Türkiye’ydi hayalini kurduğumuz, çağının lideri olan.

Emperyalizmin mülevves oyunlarının farkında, Orta Doğu ve Orta Asya’da yaşanan Türk/Müslüman katliamına seyirci kalmayan bir Türkiye.

Türklerin tek çatı altında bir olduğu, aleme nizam getiren ve Allah kelamını evrene egemen kılan bir Türkiye.

Alnında secde izi, kalbinde Turan ülküsü yer edinen, Türk kültürü ve imanıyla yoğrulmuş, ecdadının yolunda ilerleyen neslin omuzlarında yükselen bir Türkiye.

Velhasıl kelam; tarihin ta kendisi olan Türk için hayalindeki Türkiye, mazinin derin izlerini taşır. Onun, maziden kopuk bir biçimde atiyi tariflendirmesi de mümkün ve beklenilen değildir. Hayalindeki Türkiye aslında tarihin kısa bir özetidir.

 

http://twitter.com/#!/batuhanrs

1. Samsun Ülkü Ocakları İnternet Radyosu

2. Yahya Kemal Beyatlı / Kendi Gök Kubbemizden

3. Naumark, Prof.

4.http://www.turkiyat.gazi.edu.tr/arsiv/sayi06/Gazi_Turkiyat_Sayi_6_0183_0223_Kilic_Yayan.pdf

5. http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/18/28/177.pdf

6. http://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20DILI/altay_amanjolov_atalarin_sozleri.pdf

7. http://ktp.isam.org.tr/pdfdkm/01/dkm011267.pdf

8. http://www.haluktarcan.com/Default.asp?P=0&L=1&K=0&K1=130

9. http://www.haluktarcan.com/Default.asp?P=0&L=1&K=0&K1=140

10. http://tr.wikipedia.org/wiki/Tuvalet#Tarih.C3.A7e

Bu haber 7003 kez okunmuştur.
 
Yeni Sayfa 1
         
 

 

 
         
     
         
     
 

 

 

GAZİ, ŞEHİT ve MALÜL HABERLERİ

 

 
Haber  Blog Video Foto İlanlar

Üye Girişi

Röportaj
M. Yusuf Kandehlevî, Hayâ-tüs-Sahâbe isimli eserinin 4. cildinde çok ilginç bir hâdiseden bahsediyor. Hz. Ebûbekir'in, hilâfet yıllarında Bizans İmparator'unu İslam'a davet etmek için gönderdiği iki elçi, Bizans Sarayı'nda gördükleri Peygamber resimlerini Medine'ye döndüklerinde bütün tafsilâtıyla Halîfe Ebûbekir'e anlatırlar. İşte bu hâdisenin teferruâtı:
Yazarlar
Video
Sisteme Kayıtlı Günün Ayeti Bulunmamaktadır.

Kaynak Yok
Yeni Sayfa 1

TermeHaber Sitesi

TermeHaber.Com Karikatür Servisi
Reklam   l  İletişim   l   Künye   l   Gizlilik İlkeleri  l   Günün Haberleri   l   NOSTALJİ   l   Forum   l   Başkana Mesaj  l   RSS