21 Agustos 2010, Cumartesi 18:32
Karakter Boyutu :
Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı bir kitap yazmış.
Emniyetin içersinde cemaatin etkinliğini anlatmış.
Açıkça ifade edeyim;
ne kitabı okudum, ne de Hanefi Avcı’yı iyi tanırım.
Fakat etrafımızda dönen olayları hatırlayınca kitap ilgimi
çekti doğrusu... Kitap hakkındaki düşünceleri incelerken Fethullah Gülen’in
avukatından bir açıklama geldi;
"Gülen, şahıslarla, kurum ve kuruluşlarla, politik
hesaplarla değil; fikirler âlemiyle alakadardır. Düşüncelerinin ve
faaliyetlerinin eksenine insanı ve evrensel değerler çerçevesinde insanlığa
hizmeti koymuş olup, yasalara aykırı hiçbir faaliyeti de bulunmamaktadır."
Güldüm doğrusu bu açıklama üzerine. Şunu da belirtmek
isterim ki, bu zamana kadar cemaatle alakalı ve Fethullah Gülen ile ilgili hiç
bir yazı yazmadım. Fakat yaşanan bu olay bardağı taşıran son damla oldu.
Fethullah Gülen ile ilgili bu zamana kadar insanların bir
bölümü hakarete varacak beyanlar da bulundular ve bu isme her şeyi
yakıştırdılar. Ben ise ülke içindeki bazı yapılanmalarını eleştirmek dışında
çok derine girmedim, çünkü çok iyi bilmiyordum bazı meseleleri... Fakat Hanefi
Avcı’nın kitabında savunduğu şeylere gelince ise, kusura bakmasın kimse
Fethullah Gülen ve avukatları “yalan” konuşuyor.
Fethullah Gülen
cemaatinin bazı kurumlarda etkin olmadığınısöylemek için bu ülkede yaşamamak yahutahmak olmak gerek. Gerçi zaten Hoca bu ülkede yaşamıyor ama ne diyelim!
Ben böyle söyleyince birileri diyor ki “tabiki siyasetle
alakamız yok, emniyetle alakamız yok diyecek; var mı diyecek sanki!”
Haklılar... Ama yeni Türkiye yaratıyoruz diye yalan yanlış söylemlerle bu
ülkenin kadrolarının alttan alta ele geçirilmesine müsade edemeyiz.
Türkiye’nin sorunlarının çözümü bugünün 40 yıllık
kodamanlarının gidip Fethullah Gülen cematinin kadrolarının gelmesi değildir.Bu
kadrolara tarlada eli nasır tutmuş Mehmet Amca ile Ayşe Teyzenin evlatları
doldurmalı yani hak edenin olmalıdır. Bu çocuk cemaat üyesi değil diye ön plana
çıkamıyorsa veya cemaat üyeleri 2 sene öncekinde Bursa’da ortaya çıktığı gibi falanca sınavın sorularını buluyorsa büyük bir
sıkıntı var demektir. Ama kimse kusura bakmasın biz bu ülkede tüyü bitmemiş
yetimin hakkını yediremeyiz; bunları da izah etmek, yazmak zorundayız.
Biz cemaat mensubu dostlarla bu konuları tartıştığımızda
diyorlar ki “Moğoltay’ın kadroları mı doldursun her yeri, bu daha iyi mi?” Bu
insanlar da haklı, tamamen temiz, salih niyetli...
Fakat bu ülke yaşanılabilir bir ülke olabilmesi için hak
edenin bir yerlere gelmesi lazım.
Allah korkusu olan
insanlar da bunun önünü açmalıdır.
Aslında ben de yazmayacaktım bu yazıyı ama yetti artık
dedim! Bakın, ben sadece küçük bir analizi ortaya koydum. Biz siyasete
karışmıyoruz deyip, her türlü siyaseti açıklamayı yaparak mezardan ölüleri uyandırmayı
ve İHH olayını hiç mevzu bahis konusu haline getirmiyorum. Zaman gazetesinin
referandumda 2 evet daha çıksın diye yaptığı yalan haberleri hiç konuşmuyorum!
Fakat kendinden olmayanı kucaklayamayanlar, hak edene hak ettiğini vermeyip ona
mani olanlar bu ülkenin sorunlarını çözemezler!
M. Yusuf Kandehlevî, Hayâ-tüs-Sahâbe isimli eserinin 4. cildinde çok ilginç bir hâdiseden bahsediyor. Hz. Ebûbekir'in, hilâfet yıllarında Bizans İmparator'unu İslam'a davet etmek için gönderdiği iki elçi, Bizans Sarayı'nda gördükleri Peygamber resimlerini Medine'ye döndüklerinde bütün tafsilâtıyla Halîfe Ebûbekir'e anlatırlar. İşte bu hâdisenin teferruâtı: