Menşei ülke topraklarımız olmayan bölücü “Kürtçülük” hareketinin ve dış mihraklar tarafından beslenen, kullanılan terör örgütünün söylemlerini ve faaliyetlerini dayandırdığı tez; Kürtlerin Türk olmadığı, Türk Milleti çatısı altında bulunmadığı, ayrı bir millet olduğudur.
Terör örgütünün, eylemlerini meşrulaştırmak, propaganda çalışmalarının Kürt vatandaşlarımız üzerinde yankı bulmasını sağlamak için de kullandığı bu hastalıklı varsayım; bu güruhun dile getirdiği anayasa değişikliği, anadilde eğitim, televizyon gibi isteklerin de çıkış noktasıdır.
“Türkler yok edilmelidir. Yok edilemiyorsa Anadolu’dan geldikleri yerlere geri gönderilmelidir.” zihniyetindeki emperyalist batı da aynı anlayıştadır ve Osmanlı Devleti’ndeki Ermenilere, Bulgarlara, Rumlara, Araplara uyguladığı politikanın benzerini bugün Kürt vatandaşlarımız üzerinde sürdürmektedir.
Dün dini törenlerini bile Türkçe yapan “millet-i sadıka” Ermenileri isyana teşvik ederek Osmanlı’dan ayıranların torunları bugün kirli ellerini Kürt vatandaşlarımıza uzatmakta ve geçmiştekilere benzer nitelikteki oyunlarını bu topraklarda sergilemektedir.
Gaye; küresel oyunun bir parçası olarak Kürtleri mensubu olduğu Türk milletinden uzaklaştırarak koparmak, Türk Milletinden yeni bir millet inşa etmektir.
Bölücü terör örgütü, sözcüleri ve küresel güçler bu anlayış içerisinde iken ve bu doğrultuda propaganda çalışmalarını yürütürken peki Başbakanımızın bu konuya yaklaşımı nasıldır?
Başbakanın bu konudaki düşüncelerini öğrenebilmek için kendi sözlerine göz atalım.
Başbakan siyasi serüveni boyunca, “Türkiye’de Türklerin diğer milletlerle birlikte yaşayan bir millet olduğunu”, “ Irk devletine (Türk) karşı olduğunu”, “Türk milliyetçiliğinin bölücülük olduğunu”, “Türklüğün değil Türkiyeliliğin geçerli olduğunu” ileri sürmüş ve anayasamızın 66.maddesinde yer alan “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” ifadesine katılmadığını bizlere göstermiştir.
Harran Üniversitesi 2008-2009 akademik yılı açılışında yaptığı konuşmada Türk kimliğinin Çerkez, Laz, Kürt kimlikleri gibi bir alt kimlik olduğunu söyleyen Başbakan, 2005 yılında Şemdinli’de dile getirdiği "Türk ´Türküm´, Kürt ´Kürdüm´, Laz ´lazım´, Boşnak ´Boşnağım´ diyecek, ama hepimizi birleştiren üst kimlik Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığıdır" sözleri ile de bu konuya yaklaşımını açıkça ortaya koymuştur.
Başbakanın hemen tüm konuşmalarında yer verdiği ve tarihi gerçeklerle örtüşmeyen “Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Boşnakıyla, Arabıyla…” sözlerinin altında da yine Türk kimliğini etnik kimlik olarak gösterme çabası yatmaktadır.
Başbakan Erdoğan’ın Türk kimliğini etnik kimlik olarak gördüğüne dair gösterilebilecek en son kanıt ise 4 Eylül 2010’da partisinin düzenlediği Mersin mitingindeki sözleridir: “Bizim bayrağımızın rengini görüyoruz değil mi? Bu bayrak al, burada sadece bir etnik unsur yok. Burada Türkün, Kürdün, Lazın, Gürcünün, Çerkezin, Arnavutun, Romanın bu ülkede yaşayan tüm kardeşlerimin kanı var, rengini oradan aldı.” ve "Kürtlere ve Türklere sesleniyorum, herkese sesleniyorum Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı başlığında toplandık.”
Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün "Türkiye Cumhuriyeti´ni kuran Türkiye Halkı´na Türk Milleti denir.” şeklindeki birleştiriciliğinden uzak, Türk milletini etnik unsura indirgeyen bu tehlikeli ve ayrıştırıcı anlayışın tarih süzgecinden geçtikten sonraki doğru hali ise, “Biz Yörük’ü, Tahtacı’sı, Kürt’ü, Arap’ı, Laz’ı, Avşar’ı, Tatar’ı, Alevi’si, Sünni’si, Özbek’i, Boşnak’ı ile hepimiz Türk Milletiyiz.” şeklinde olmalıdır.
Politikalarını Türk milliyetçiliği zeminine oturtan MHP’yi de etnik unsurun savunucusu bir parti olarak gören Başbakan’ın ve aynı söylemleri paylaştığı Kürtçülerin içinde bulundukları Türk milletini etnik unsur olarak gösterme yanlışına; Alparslan Türkeş’in, “Bugün Anadolu topraklarında yaşayan insanlarımızın hepsi Türk oğlu Türk´tür. Hepsi Türk milletinin öz evlatlarıdır. Bu durum Orhun kitabelerinde de "Kürt Kabilesi" olarak geçmektedir. Yani bunların aslında Turanlı olduğu Orhun kitabeleriyle sabittir.” sözleri ise adeta cevap niteliğindedir.
Sonuç olarak görmekteyiz ki; Başbakan, küresel güçler ve bölücü terör örgütü ile aynı tehlikeli dili konuşmakta ve aynı onlar gibi Kürt vatandaşlarımızın Türk milleti çatısı altında bulunmadığı düşüncesini taşımaktadır.
Oysa ki; Yörük’ü, Tahtacısı, Kürt’ü, Çerkez’i… hepsi Türk milletini oluşturan ekmek hamurunun mayalarıdır. Bu ekmeğin oluşmasında hepsinin katkısı vardır fakat unutulmamalıdır ki tek başlarına yani ekmek olmadıktan sonra bir anlam ifade etmezler.
Ne Mutlu Türk’üm Diyene!